Roma Şehir Rehberi

Social Navigation

İtalyan Kültürü ve Roma’da Yaşamak “Bölüm-I”

Genel

“ROMALI TUĞBA”
www.youtube.com/romabileti ve www.facebook.com/romabileti platformunda yayınlanan “Roma Bileti” sitesinde; bana ayrılan kısımda, sizlerle; İtalyan Kültürü ve Roma’da yaşamak başlığı altında merak edilenleri, gözlemlerimi, yaşayarak ve öğrenerek elde ettiğim bilgileri anlatırken, kendi hayatımı ve tecrübelerimi de bölümler halinde sizlerle paylaşmak istiyorum. Hayallerimden biri olan yazılarımı yazma ve sizlerle paylaşma imkanını sağlayan sevgili Ahmet Ebcim’e bir kez daha, buradan teşekkür etmek istiyorum.

İtalya’da (bir İtalyan ile evli olarak) yaşamayı kendi tecrübelerimle anlatmaya başlamadan önce; kısaca biraz kendimden bahsetmenin iyi olacağını düşünüyorum..
Ben; Antalya doğumlu, Üniversite dahil yirmi yıla yakın süre İstanbul’da yaşamış ve çok iyi şirketlerde in-house avukat olarak çalışmış, şuanda kırklı yaşlara adım atmış ve nihai olarak; buradaki deyişle ‘una casalinga’ (ev kadını) Romalı Tuğba’yım..
Üniveristeyi kazanmak suretiyle geldiğim ve yerleştiğim İstanbul’da, artık İstanbul’da yaşamayı ve hayatı sorguladığım 2015’li yıllarda; Ben de aynı ‘Muhteşem Yüzyıl’ dizisindeki Hürrem Sultan’ın başına gelen ve ülkece ilk defa Hürrem Sultan sayesinde duymuş olduğumuz tükenmişlik sendromuna yakalandım. O kadar sancılı bir dönemdi ki, tabiri caiz ise; İstanbul artık benim için sigara gibi olmuştu. Tüm zararları ile olumsuzluklarının farkındaydım, bırakmak istiyordum ama hiç cesaretim yoktu. Açıkçası başarabileceğime dair inancım pek yoktu. Sadece günü kurtararak, akışa göre yaşar olmuştum. Derdim olduğumda arkadaşlarımla paylaşmak istiyordum ama kimsenin beni dileyecek hali yoktu. Herkesin herkese göre daha beter dertleri vardı. Dinler gibi yaptıklarında bile “aman o da bir şey mi, geçen gün benim müdür….” diye başlayıp asla beni dinlemeye geri dönüş yapmayan, ben gibi arkadaşlardan yorulmuştum.

Hem yalnız olmak hem de yalnız kalmamak istiyordum. Değişime ihtiyacım olduğunu biliyor ama o değişimin ne olduğuna dair de bir fikrim yoktu. Kapana sıkışmış halde yaşadığım o günlerden bir gün… Yine her sabah yaptığım gibi, arabamla işime giderken köprü yolundaki Altunizade sapağından hemen önce, Radyo’da müzik dinleyip sağa sola bakınıyordum. Sol tarafıma doğru döndüğümde yanımdaki arabaya rastgele baktığımı hatırlıyorum. Arabanın içerisindeki Beyefendinin yüzü hala aklımdadır. Belki şimdi görsem tanırım bile, o kadar içime işlemiştir. Beyefendinin o andaki yüzü; bir ara her yere yerleştirilen ‘Trafik Canavarı olmayın’ tabelalarındaki gibiydi. O tabelayı hatırlarsınız muhakkak… Kırmızı daire içinde, omuzları yukarı kalkmış, saçları diken diken olmuş, adam görünümlü canavar, üzerine atılmış kırmızı çizgiye rağmen çemberden dışarı fırlamıştır hani. İşte, yan arabadaki o beyefendi aynen temsili canavar görünümlü adam gibi görünmüştü gözüme. O an, o Beyefendinin yüzündeki nefret ve öfkeyi gördükten sonra, artık İstanbul’da yaşamak istemediğime kesin olarak karar vermiştim. Ne demişler; en kötü karar kararsızlıktan iyidir.
Ve işte, benim hikayem böyle başladı…

O tarihlerde yani, 2015 yılındaki 23 Nisan resmi tatili için yakın arkadaşım olan Ece ile birlikte Roma’ya gitmeye karar vermiştik. Daha önce iki kere daha Roma’ya gitmiştim. Bana kalsa her tatilimi sadece Roma’da geçirebilirdim ki; yüzde seksen de zaten öyle yapmışımdır. Yanlış hatırlamıyorsam Roma’ya ilk gelişim 2008 yılında, çok aşık olduğum eski erkek arkadaşımla birlikte olmuştu. Kim bilir belki de onun için, belki de o eski püskü-çarpık, birçoğunun boyası dökülmüş, persian denilen dış tahta pencereli evleri ve daha da ötesinde; sanki tüm şehrin açık müze gibi heykellerle süslenmiş olması, belki de hepsi bir arada, bilemiyorum ama tek bildiğim; bu şehrin beni büyülemiş olmasıydı. Şayet geçmiş yaşam diye bir şey varsa; ben kesinlikle Roma’da yaşayan bir RomalıydımEce ile gitmiş olduğumuz toplam dört günlük kısa tatilimizde, çok ama çok eğlenmiştik. Kısacık tatilimizin son gecesinde, Phanteon’un yanındaki sokakta bulunan en iyi gece kulüplerinden olan Shari Vari gece kulübüne gitmiştik. Shari Vari, tıpkı İstanbul’daki Kemancı gibiydi. Orta katta canlı müzik yapan 80’lerin şarkılarını söyleyen bir grup, diğer kat ve odalarda ise DJ’ler eşliğinde farklı müzikler çalıyordu. Tam gitmeye hazırlandığımız vakitte, artık Kulüp’ün kapanma zamanında o dönemlerde çok sevdiğim şarkı çalmaya başlamıştı. Şarkıyı duyar duymaz birden ayağa fırlayarak dans edip, çılgınca zıplamalara başlamıştım. Kendimce müziğe dans ederek eşlik ediyor, o anı tam anlamıyla yaşıyordum. Ben trans dansıma devam ederken hemen sağ tarafımdaki girişte; birisinin “Oh My God!” Diye bağırdığını duymamla birlikte, bir anda dans etmeye başlamıştık. O zamanlar “Roma’da aşk başkadır”ı bizzat yaşamaya başladığımı henüz bilmiyordum. Her güzel şey gibi, Gece kulübü kapanmış ve hepimiz dışarı çıkmıştık. Çıkışta, Ece Hotel’e dönmek istediği için onu bıraktık ve sonrasında Roma’nın çarpık sokaklarında amaçsızca dolaşmaya başlamıştık. Bir taraftan güneşin doğuşunu ilk defa görmüşçesine hayran hayran izlerken, bir taraftan da ayrılık vaktinin de geldiği düşüncesinin işkencesi arasında sıkışıp kalmıştım.. Hayatımın tekrarları olsa yine o anı, o geceyi tekrar tekrar yaşamayı isterim.. Bu arada, tüm gece içip saatlerce sokaklarda yürümenin bir bedeli olduğunu da açık hiçbir dükkan bulamayınca öğrenmiş oldum. Yazları Roma sokaklarındaki hissedilen idrar kokusu, evsizlerin değil, bizler gibi şuursuzca sokakta kalanların eseri olduğunu üzülerek belirterek, romantizimimin ne kadar muhteşem olduğunu göstermiş olayım.

Sizin de anlayacağınız üzere; 2015 yılı benim için şu anımın temelini oluşturan bir milad olmuştur. Halihazırdaki Roma hayranlığıma bir de İtalyan erkeği ile ansızın yaşanılan yarım kalmış aşk eklenmişti. Gel de şimdi, Roma’da yaşama hayali kurma.. Devamı II. Bölüm’de.

Bölüm II:
https://www.romabileti.com/italyan-kulturu-ve-romada-yasamak-bolum-ii/